ev
Dribbble / Wanda Arca

Ev

Evin en çok girişini severim. Günün akşamında koşarak kapıyı açmaya çalışırsın. Bir yandan uzun süredir inatlaştığın boşaltım sisteminle son savaşını vermeye uğraşırsın, diğer yandan da anahtarı yerine takmayla. Takıp yerinde iki kez sola çevirdikten sonra çıkarmayla. Her şey geride kalmıştır. Sanki hiç dışarı çıkmamışsındır. Hiç toplu taşımaya binmemişsindir, tekerlek sesi duymamışsın veya dışarının rüzgarını yememişsindir filan. Evdesindir. Ayakkabılarından kurtulurken anlarsın.

Evin en çok tuvaletini severim. Tamamen senindir. Güvenilirdir. Tanıdığın yüzlerin muhtemelen tanışmadığın kıçları oturmuştur klozete çünkü. Tanrı’ya ne kadar teşekkür edeceğini bilemezsin eğer orada geçen zaman iyiyse. Bazen de işin bitse bile kalkmazsın oradan. Zaman geçtikçe yerleşmişsindir, bir haftalık olsa bile üstüne yüklenilen sorumluluktan dolayı kendisine gönül rahatlığıyla bu sıfatı verebileceğimiz emektar klozete. En sevmediğin şeydir orada rahatsız edilmek. En çok orada anlarsın her insanın aslında bir olduğunu, en özelinden en geneline herkesin aynı ritüeli gerçekleştirdiğini: kaka yapmak, çiş yapmak…

Evin en çok odam dediğim yerini severim. Odan sensindir. Sense odan. Yeri gelir dağıtırsındır her yeri, yeri gelir pirüpaktır bastığın taban bile. Zaten sen de bu denli değişken değil misindir? Gözünü yılın çoğu gününde orada açarsın. Hayattan bir an olsun uzaklaşmak için yegane meskenindir orası. Yeni doğum yapan anne kuşun, yavrularına kimseyi yaklaştırmaması gibi sen de oranın istismar edilmesinden hoşlanmazsın. Sevdiklerini orada ağırlamaktan mutluluk duyarsın çünkü bunlar arasında zaten odan da vardır. Odanda ağırladıkların sana hesap verirler. Aitlik sıfatı hep senle alakalıdır.

[the_ad id=”1206″]

Evin en çok mutfağını severim. Yapacak bir şeyin olmadığında orası, çektiğin eski fotoğraflar gibi seni bekler. Yemek yemesen bile orada bulunmayı seversin çünkü orada bulunan karbonhidrat bile seni düşünmeye teşvik eder. Gün içinde yaşadıklarını düşünmek için güzel bir lokasyondur. Su kaynama sesi canlı olduğunu hatırlatır sana.

Evin en çok banyosunu severim. Banyo olmazsa sosyalleşemezsin. Kendinle dahi. Banyondan memnun değilsen muhtemelen yürümekten de değilsindir. Evde kışın en çok orada üşürsün, yazınsa orada daha bir terlersin. Uykudan sonra yüzünü yıkarken kendinle bir kez daha orada tanışırsın. Evin temiz olup olmadığının da kesin hükümle anlaşıldığı yerdir banyon.

Evin en çok oturma odasını severim. Mıknatıstır orası. Bazen herkesi oraya çeksin, herkesle iç içe olasın istersin ama bazen de herkes oraya doluşsun da sen odanda daha bir başına kal diye beklersin. Televizyon oradadır, orada unutmaya çalışırsın can sıkıntısını, canını sıkanları. Orası olmasa da çok eksikliğini hissetmezsin aslında çünkü zaten odan vardır; ama olması durumunda evinin gerçek bir evmiş gibi olduğunu bilirsin.

Ev. Evin de en çok seni sever. İçinde dolaştıkça işe yaradığını hissettirirsin ona. Bu devirde bile kendilerine ait bir dört duvarı olmayanlar olduğu için birbirinize sahip olmaktan, sahipliğinizin devam etmesinden başka ne isteyebilirsiniz?