geze gecmesi
Giphy / Pell

Geze Gecmesi, Efendim?

Bu hafta herkesin (arkadaşlar, sosyal medyaya yüklenen fotoğraflar, reklamlar, anlatılar…) bizi eğlenmemiz üzerine şartladığı bir etkinliğin “bana göre” kötü yanlarından bahsetmek istedim: Eğlenmek için gece dışarı çıkmak. Tabii böyle söyleyince biraz amiyane oldu ama bence herkesin aklına ilk gelen şey benim değinmek istediğim etkinliktir: dans edip bir şeyler içmek için ne türden olursa olsun yüksek sesli canlı ya da cansız müzikli mekanı ziyaret… Ben genellikle akşam dışarı çıkıyorsam daha sakin, gittiğim insanlarla sağlıklı iletişim kurabileceğim yerleri tercih ederim, akşam edilen sohbetlerin havası gerçekten farklı oluyor ama illaki bir şekilde ya dışarıdaki insanların ya da kendi içimdeki “insanların” gazına gelip kırk yılın başı da olsa o mekanlardan birini ziyaret etme etkinliği düzenliyoruz. Bana göre öncelikle her şey ters gitse de en başta ters gitmemesi gereken şey yanındaki insana güvenin. Güvenmediğin ve kendi sorumluluğunu alamayacak insanlarla dışarı çıkmak hadi biraz gamsızsan aşırı sorun yaratmayabilir ama benim gibi koruma kollama jetonlarıyla çalışan biriysen kabus gibi bir şeydir.

Hadi, tamam. Güvendiğin insanları topladın, gece için planı da yaptınız, bir şekilde toplaşıp gittiniz ya da mekanda buluştunuz; harika. Vestiyere her şeyi verdiniz ama tabii tek seferde her şey verilemez bir türlü. Tam içeri girecekken “ay, hırkamı da versem!”ci yangın arkadaşlar, “sen benim telefonu, cüzdanı kendi çantana koy da ben benimkini veriyim, hiç taşıyamam şimdi tüm gece…”ci uyanık arkadaşlar sizi o vestiyere en az dört kez geri döndürmeden içeri sokmazlar. Bir şekilde vestiyerdeki bıkkın ağabeyle vedalaşıp damgaları da yedikten sonra içeri girdiniz. İşte o andan itibaren Araf bocalamasına hoş geldiniz: Kararsızlık sarmalı, arada kalmışlık kasırgası… Arkalarda mı dursak, şaşırtıcı biçimde daha kalabalık olan sahneden uzak bara yakın kısım, milleti iteleyerek öne mi geçsek? Sağınızdakiler çılgınca dans etmekteyken solunuzdakiler rahatsız bir şekilde olayla hiç alakası yokmuş, zorla oraya gelmiş gibi dikilir; önünüzdeki ekipse herhangi bir şekilde ritm tutma, ısınma turuna geçmiştir. Arkadakilerse hiç oralı bile değildir, müzik mi çalıyor dans mı oluyor umurlarında olmadan konuşmaya, anlaşmaya çalışmaktadır. O an arada kalmışlık gerçekten sinir bozucu hissettiriyor. Neyse bir şekilde kendi grubundaki dansçı kişiliğin gazıyla dans etmeye başlıyorsun ama sorunlar bitiyor mu? Hayır yeni başlıyor.

Bir ekiple böyle bir olaya girişildiği zaman gereksiz bir sürü psikolojisi yaşanıyor: İçeceğiniz şeyleri toplu alma zorunluluğu. Daha erkenden içmek isteyen alamaz, grubu beklemek zorundadır. O an içmek istemeyen de ya bir sonraki turda yetişir ya da “hadi alayım, lanet olsun!” der. Grubun büyüklüğüne göre bir ya da iki kişi kurban olarak seçilir, kimin ne istediği bu görevlilere ezberletilir, paralar çıkar, “sonra ödeşiriz”ler havada uçuşur ve bara doğru yola çıkılır. Bu kısmı anlatmak dahi içimden gelmezken yaşamak zorunda kalmak çok acı; bar aşırı kalabalıktır ve barmenle bir yolunu bulup göz teması kurulduğunda anlaşmak neredeyse imkansızdır. Ama barmenler bu tür olaylara bağışıklık kazandığı için dudak okuma, el-koldan anlama derken yalan yanlış, eksik gedik; içecekleri alıp arkadaşlarına dökmeden ulaştırmaya çalışacağın o zorlu yola çıkma zamanıdır. Yüksek müzikten arkayı kollama refleksi yok olmuş, şuursuzca elini kolunu sallayarak dans eden tipler elinizdekileri yere dökmeden siz grubunuza ulaşmayı başarırsanız artık eğlenebilirsiniz.

[the_ad id=”1206″]

Eğlenmek mi dedim? Şey diyecektim, aşırı kalabalık gözüken yerde aslında yapayalnız bir şekilde durmak ya da dans etmek… Çünkü isteseniz de en dibinizdekiyle bile iletişim kurmanız imkansızdır; müzik çok yüksek, ortam çok karanlık… Ama benim gibi gevezeyseniz ve konuşmadan duramıyorsanız asla pes etmeden en yüksek sesinizle anlatmaya çabalarsınız. Bunun sonucu da kısa vadede -hemen yarım saat sonra- boğaz yanması, uzun vadede -ertesi sabah uyandığınızda- ses kısılması olarak size geri döner. Sanki dün gece eğlenmelere, mekanlara giden siz değildiniz de Şükrü Saracoğlu’nda hakemin kötü yönettiği bir maçta kale arkasındaymış gibi, bir hafta kısık sesle dolaşmak zorunda kalırsınız. Tebrikler.

Bir diğer fiziki sorunsa oturacak yerlerin ya hiç olmaması ya da gerçekten çok çok az sayıda olması. İlk birkaç saat bunun eksikliğini yaşamasınız da bu, gece ilerledikçe en zorlayıcı şeylerden biri olur; tabii kendi adıma ve benim gibi insanlar adına konuşuyorum. İlerleyen o saatlerde müzik açısından da her şeye hazırlıklı olmalısın. O mekan asla girdiğiniz tarzdaki mekan olarak kalmaz. Neden bilmiyorum yani tüm gece boyunca vaat edilen tarzda müzik çalmak çok mu zor? Bu değişim; size 80’ler rock müzik partisine gitmişken bir anda Latin dansına başlatır; bir “new wave” temasında Elvis taklidi yaptırabilir. Ama en korkuncu ve rastlanırı, “Ankara’nın Bağları” ile biten Türkçe rock müzik geceleri. Bunun tam tersi de olabiliyor, o en komiği oluyor. Pink Floyd söyleyen Serdar Ortaçlar falan.

Peki müzik değişirken insanlar aynı mı kalır? Asla. Güvendiğin kişilerle çıkma durumu burada en çok etkili oluyor. Eğer güvenmediğin biriyle çıktıysan bu durumu stresli ve sinirli geçirirken, güvendiğin ve kendini bozmayan insanlarlaysan diğer kendini bozanlara gülebilirsin. Yerde Parkinsonlu kertenkele dansı yapan adam gibilerine… Gerçekten şu an refakatçisinin sen olmadığına sevindiğin türde insanlara.

Saat epey geç oldu, eve dönme vakti. İşte, en büyük kumarı orada oynarsın. Özel arabası olan ve o an arabasını kullanabilecek olan bir arkadaşın varsa yanında oh, ne güzel; ama taksiyle dönmek zorunda olanlar… O saatte direksiyon başında uyuyakalmayacak bir taksici bulmak lazım ama bunu o arabaya binip 5 dakika gitmeden bilemezsin. Gecenin kumarı… Yanında birileriyle bindiysen adamı aynadan kontrol edip edip adam uyumaya yeltendiği anda onu uyutmayacak tonda sohbet etmelisiniz, yalnızsan tuş kilidinde ve sessizde olan telefonunla hayali arkadaşınla bağıra çağıra konuşma vaktidir.

Geldik bu güzide etkinliğin en güzel yanını açıklamaya: sağ salim huzurlu ve o an için aşırı sessiz olan evine dönüş… Şimdi bu kadar anlatıyorsun da seni bir daha göreyim gece dışarıda, diyeceksiniz. Demeyin. Çünkü insanoğlu işte… Kötü şeyleri unutmaya meyilli. Unutmadan yazayım dedim ben de.