hayat ölüme sayısız hediyeler gönderir
Giphy / Cristina Burns

Hayat Ölüme Sayısız Hediyeler Gönderir

Bir gün hepimiz bu diyarlardan göçüp gideceğiz. Böyle dramatik yazdığıma bakmayın, çok hızlı ve net bir biçimde olacak aslında. Geçmişte yaptıklarımızın, bize söylenenlerin, aldığımız onca eşyanın, ıvır zıvırın, gözümüzün kaldığı onca şeyin hiçbir önemi kalmayacak. Çok istediğiniz yurt dışı gezisini yapamadan mı öldünüz. Öldünüz. Öldünüz ve bitti, artık hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü tüm Avrupa’yı çok eğlenerek turlayan kişi de bu gezi olayının içinizde bi’ ukde kalmış olduğu siz de aynı yolun yolcususunuz. Ölümün.

Hep küçüklük aşkınızla mı evlenmek istemiştiniz? Öldünüz. Hiçbir anlamı yok. Ya da hayatınızı hep birilerinin altında çalışarak, didinerek, azar işiterek veya daha da kötüsü; kendiniz olmayarak mı yaşadınız? Sorun değil. Çünkü öldünüz. Ölmediyseniz de öleceksiniz. Hiçbir anlamı kalmayacak. E, o zaman neden her şeyi dert ediyoruz? Her şey bu kadar basitken niye, neden, niçin hayatı zorlaştırmanın bu kadar peşindeyiz?

Kaç kere mi öldüm? Fiziksel olarak; tabii ki sıfır. Ruhen? Eh, birkaç kere. Öldükten sonra ne olur orayı kesin bilmiyorum. Kimse bilmiyor. Bilse de söyleyemezdi zaten. Anca yan yana gelirsek. Diğer tarafta. İnsanlığa gönderilen hiçbir kutsal kitabı, kitaplardaki ölüm ve diğer yaşam konularını anlatan bölümleri henüz okumadım. Okumak çok isterim. Orada anlatılanlarla bizlerin hayal gücü ne kadar paralel bir karşılaştırma imkânı da bulmuş olurum hem. Ölümün tıkır tıkır işlemesinin beni çok cezbetmesi de ayrı bir konu. Vakti geldiğinde müşterisinin kapısına giden bir özel araç gibi, ama bir salise bile sarktırmadan, o kişinin yanına gider, onu alır ve bir daha da bırakmaz. Asla. Sonradan onu geri bıraksaydı ya da ona zamanında gelmeseydi hiçbir çekiciliği de kalmazdı zaten.

[the_ad id=”1206″]

Ölüm acımasız mıdır yoksa kişiyi, kişi sonsuza dek dinlensin diye kişinin derin bir uykuya dalmasına yardımcı olan fedakâr bir hemşire midir? Bir fikrim yok. İnancınız doğrultusunda bu işi ve işin sonunu neye yorarsanız yorun aslında bu konuyla alakalı tek bir gerçek var. Ölüm işini yapıyor. Yukarıda da belirtmiştim, ölümü çekici kılan da bana göre bu. Çoğu insanca, hayatın anlamı değişiklik gösterebilir: Mesela inançlı birisine göre yaşamın amacı Yaratıcısı’na kulluk etmek, bir sanatçıya göre sanatını icra etmek, vegan bir aktiviste göre de vegan aktiviteleri olabildiğince çok insana anlatabilmek, vs. Normal, diğer, sıradan bir insana göre de belki evine geçip televizyon izlemek ve saat 22:30’da horul horul uyumak. Hayat amaçları bu denli farklı olan biz insanlarınsa ortak tek bir arkadaşı var: ölüm. Sırf bu yüzden bile tüm insanlar kardeş olmalı diye düşünüyorum: Bakın hepimizin sonu aynı neden tartışıyoruz? (Gülüşmeler ve tartışmanın bitişi).

Ölümden korkuyor muyum? Evet. Ölmek istiyor muyum? Hayır. Yapacak bir şey var mı? Yok. Çünkü bu işlere biz mi karar veriyoruz? Vermiyoruz. İçinizi karartmak amaçlı kesinlikle yazmadığım bu haftaki yazımın aslında ana fikri, vermek istediğim mesajları açıklamaktan zevk alıyorum, bir gün ölüp gideceğiz işte bu yüzden hayatınızın amacı ne ise onu, ona göre, ona uygun yaşamaya devam edin. Hayal kurun; ama hayal kırıklığına uğradığınızda kendinizi darmaduman etmeyin. Hayalinizi yaşayan kişiyle sonunuz aynı çünkü. Ölümden korkun, yaşamak her şeye rağmen çok güzel şey, ama kafanızı ölümle bozmayın. Kısacık hayatta herkesi, her şeyi de çok ciddiye almayın. Ciddiye alıyor musunuz? Öleceksiniz. Ciddiye aldığınız veya üzerine düştüğünüz onca şeyin eninde sonunda hiçbir anlamı kalmayacak.

Yazımın sonunu çok sevdiğim bir karikatürle bitirmek istiyorum. Yazımın başlığının da karikatürün mit haline gelen isminin çevrilmiş şekli olsun istedim.