Kuyu
Andy Carter / Dribbble

Kuyu

Güneşli bir günde yolda yürürken, bir anda önünüzdeki kuyunun içine düşseydiniz ne yapardınız? Panikler miydiniz? Elbette; fakat sadece bu mu? Belki de o kuyudan asla çıkamayacaksınız, belki de düşerken kafanızdan yaralanacak veya o yaranın verdiği acıyla bayılacaksınız ve uyandığınızda da hayatınızın sonuna kadar felçli olduğunuzu öğreneceksiniz. Evet, bunlar da bir olasılık. Ama biz; bizi en az yakan ve en masum -ya da en belalı- olasılık üzerinde duralım:

Kuyuya düştünüz. Beş saat sonra şans eseri kurtulacaksınız. Önünüzde tam beş saat var. Kendinizle ve düşüncelerinizle baş başasınız. Kırdığınız, kırıldığınız insanların anılarıyla berabersiniz bu beş saatlik sürede. Sosyal olarak o kadar iyi durumdasınız ki, çevreniz var ve seviliyorsunuz. Aileniz size güveniyor. Her şeyiniz dört dörtlük ama şu an bu kuyudasınız. Kendinizlesiniz. Dikkat ettiniz mi, kimsenin size bir faydası yok şu an.

Kuyuya düşmüş olmadığınız diğer günlerde hiç kendinizi dinlemiş miydiniz? Başkalarına benzemek adına kendinizden ödün vermiş olduğunuz için şu an suçluluk hissediyor musunuz? Toplumun belirlediği birtakım standartlara uymak uğruna kendinize sayısız eziyet etmiş olduğunuzu varsayalım, her şeye rağmen şu an yanınızda kimin olduğunun farkına vardınız mı?

[the_ad id=”1206″]

Yaratan her şeydedir; çünkü her şeyi o yaratmıştır. Demek oluyor ki kuyudayken, o denli dipteyken somut olarak sadece siz ve yaratıcı varsınız. Soyut olaraksa kafanızın içindeki dünya ve belki de yine Yaratıcı. Birazcık üzerine düşündüğünüzde, beş saat sonra sağlıklı olarak kurtulacağınızı da hesaba katarsak, bedeninize yine aynı şekilde davranır mıydınız? Söz gelimi sigara içiyorsunuz, içmeye devam eder miydiniz? Dövme yaptırmayı planlıyordunuz, bu düşünceniz hâlâ geçerli olur muydu? Yeni piercinginiz için gelecek haftaya randevunuz vardı, iptal eder miydiniz?

Şöyle düşünelim ya da… Kendinizden güzel veya yakışıklı birini her gördüğünüzde bedeninizi suçluyordunuz, ya buna devam eder miydiniz? Doğum lekenizi sildiremiyorsunuz diyelim, o lekeyi orada her gördükçe kendinize kızmayı sürdürür müydünüz? Çocukluğunuzdaki aktif oyun yaşamınız yedeniyle kaşınızı yardınız, burnunuzu kırdınız, düşerken bacağınızı kestiniz -büyüdüğünüzde bile sizde izi kalacak herhangi bir nedenin sonucunu yaşadınız-… Bunun sonuçlarına her gün lanet eder miydiniz?

Kuyudan çıktınız ve evdesiniz. İlk işiniz bir duş almak ve kurulanmadan banyonuzdaki boy aynasında kendinize bir bakmak. Kendinizi kabullenmek. Siz onu her türlü olayda küçük düşürdünüz, onu başkalarıyla kıyasladınız, onu kırdınız. Oysa, o kuyuda bile sizinleydi. Hücreleriniz yaşamaya ve çoğalmaya devam etti, vücudunuz iç ısısını ayarlamaya çalıştı, kuyunun dibindeki soğukluktan siz etkilenmeyin diye. Kirpikleriniz gözünüze toz ve pislik kaçmaması için devredeydi, düşerken derinizin çizilmesi sonucu açığa çıkan kana, hemen katılaşması için müdahale edildi. Kendinize bakmak, ve her ne olursa olsun kimse için kendinizi ve bedeninizi küçümsememek, kırmamak, aşağılamamak. Belki çok istediğiniz dövmeyi yaptıracak, kahvenizi sigarasız içemiyor diye sigaranızı içmeye devam edeceksiniz; psikolojik olarak bedeninize eziyet ederek yaşamış olmanın ve bunun ne kadar gereksiz olduğunun farkına vardıktan sonra diğer kötü alışkanlıklarınızın ne denli basit, kurtulması kolay olduğunu öğrendiğinizde şok geçireceksiniz.

Daha Fazla İçerik
Mandela Etkisi Nedir ve Beynimiz Bizimle Nasıl Oynuyor
Mandela Etkisi Nedir ve Beynimiz Bizimle Nasıl Oynuyor