plastik pet şişenin hikayesi
giulia zoavo / Dribbble

Plastik Pet Şişenin Hikayesi

Çoğu insan genelde kendinden şüphe eder. Kendini sevmek onlar için birer işkenceye dönüşür ama şu bilinmelidir ki plastik pet şişenin aşağıdaki hikayesi okunduktan sonra, bu biraz olsun hafifleyecektir.
Plastik pet şişe masada duruyordu. Büyük bir toplantı masasıydı bu ve az önce şirketin sıradaki büyük hamlesi açıklanmıştı. Her şey çok yüksek standartlardaydı ve pet şişe, tüm imzaların atıldığını kendi gözleriyle görmüştü. O kadar mutlu olmuştu ki kendisinin basitleştirilmiş üretim süreci bile aklından uçup gitmişti. Toplantı bittikten sonra odadaki daha düşük mevkideki insanlar çıktı ve geriye büyükler kaldı. Pet şişe, şakalaşmaları ve diğer iğrenç laubalilikleri dinlemek zorundaydı. “Onların da biraz cıvıtmaya hakları var, hep kendilerini kasamazlar ya…” diye düşündü. Daha sonra onlar da ayrıldılar ve pet şişe odada tek başına kaldı.
Pet şişe, karşıdaki çiçek saksısının kendisine baktığını gördü, sanırım ona gülümsüyordu. Kendisine gülümsemesi sinirlerini bozduğu için daha fazla dayanamayıp sordu.
– Hey, sen; kahverengi saksı! Neden bana gülüyorsun?
– Sana gülmüyorum ki; sana gülümsüyorum.
– Ne fark eder? Neden bana bakıp gülümsüyorsun? Bende komik bir şey mi fark ettin?
– Hayır. Toplantı boyunca o kadar huzur doluydun ve kendinle o kadar barışıktın ki bu haline sevinemeden edemedim.
– Evet, öyleydim; çünkü toplantı boyunca masanın ortasında, tüm işin içindeydim. Alınan tüm kararlar benim etrafımda alındı ve bu kararları onaylayan tüm imzaları atan eller benim çevremde dolaştı. Kendimi bu denli önemli hissetmek beni tam anlamıyla doygunluğa ulaştırdı.
– Ah, evet. Herneyse… Umarım kendinle barışık oluşun, var oluşunun tüm misyonu boyunca seninle olmaya devam eder pet şişe, dedi saksı. Kendine iyi bak!
Birden saksının ağzı ve gözleri kayboldu. O artık normal bir saksıydı: kahverengi, değişik dokulu ve içindeki toprak nedeniyle çeşitli böceklerin sadık evi…
Pet şişe, dibinde kalan bir avuç su tarafından minin minik gıdıklanmaya devam ederek camdan dışarıyı izledi. Birden bir kapı açılma sesi duydu. Gözlerini arka tarafından çıkararak kapıya baktığında gelenin şirketin hademesi olduğunu gördü. Suratında görünmez bir gülümsemeyle kadının işini yapmasını izledi. Aslında plastik şişe, toplantıda yaşadığı o denli bir merkezilik deneyiminden sonra çöpe atılacağını filan aklına getirmezdi; ama olanlar oldu ve hademe hiç tereddüt etmeden onu plastik mavi poşetin içine fırlattı. Az önce pet şişeyle konuşan saksının gözleri ve ağzı üzüntüyle belirdi ve olanları izledi. Suratı düşmüş, kendisini bir hüzün kaplamıştı. Hademe işini yaptıktan sonra odadan ayrıldı, oda şimdi pırıl pırıl olmuştu.
[the_ad id=”1206″]
Altındaki saksının çok üzüldüğünü net biçimde hisseden güzel bir ofis çiçeği, daha fazla dayanamayarak sordu.
– Neden bu kadar üzgünsün saksı?
– Çünkü bugün, gün içinde kendisiyle sohbet ettiğim plastik pet şişenin kalbi kırıldı. Ben de doğal olarak buna üzülmeden edemedim çiçek.
– Kalbi mi kırıldı? Bunu nereden anlamış olabilirsin ki?
– Çünkü kendisiyle o kadar barışıktı ve kendisini o kadar önemli hissediyordu ki bir çöp poşetine atılacağı hiç aklına gelmezdi. Sonuçta toplantıda patronlardan sonra bile odada kalmayı başardığını düşünüyordu.
– Pet şişenin önünde sonunda çöpe gideceğini biliyordun ise neden onun umutlanmasına izin verdin?
– Ah, çiçek; n’olur beni suçlama! Ben onun aklının başına gelmesini istedim. Şu an, o çöp poşetinin dibinde neyi düşünüyor sanıyorsun?
Hademe, elindeki poşeti bir odanın dış kapısının kenarına koyup odaya girdi. Poşetin ağzı kendisini bırakan el ortadan kaybolduktan sonra doğal olarak açıldığı için diplerdeki şişenin tavanı izleme fırsatı oldu. Bir afiş gördü, plastik pet şişelerin kapaklarının toplanması ve ilgili alanlara bırakılarak tekerlekli sandalyelerin yapımına katkıda bulunulması ile alakalı bir afişti bu. Poşetin dibinde fırlatılmasından itibaren ilk kez suratında bir gülümseme belirdi pet şişenin. İçindeki suyla vedalaşmak zorundaydı çünkü kapağını çıkartacaktı. Su ona, yaptığı iş için minnettar kaldı ve o da pet şişeyle vedalaştı. Pet şişe, sakince kafasındaki kapağı çevirdi ve kapak derinlere düşerek kayboldu. Su da poşetin dibine akarak, dökülüp buharlaşacağı ana kadar sessiz kaldı. Pet şişe, muhtemelen geri dönüştürülecekti; bu yüzden üzülmesine aslında gerek yoktu. Lakin bunu henüz o bilmiyordu, o sadece bir pet şişeydi.
– Gün içinde kendisiyle konuştuğum saksının, benim sonumun burada biteceğini bildiğini biliyorum. Bana söylemedi; çünkü sahte mutluluğumu bozmak istemedi. Ama o zaman kendimle alakalı o doyuma ulaşmış olmasaydım, o doyumu hiç yaşamadığım için sinirlenecek ve büyük resmi göremeyecektim. Ama şu an anlıyorum ki bir pet şişe olduğum için kendimi işe yaramaz hissetmem çok anlamsızmış. Bir şirket toplantısında baş köşede olmam, aslında o an işe yaradığım anlamına gelmemiş hiçbir zaman. İçimde taşıdığım yaşam kaynağıyla zaten işe yarıyor oluşumun dışında, bir de görevimi tamamladıktan sonra kapağımla birçok kişi için belki de güzel bir şey yapmış olacağım, dedi şişe kendi kendine. Keşke o saksıyı bir kez daha görebilse ve kendisine teşekkür edebilseydi.
Nitekim, geri dönüştürüldükten sonra bir kez daha saksıyla karşılaşma şansı olacak ve ona teşekkür edecekti. Pet şişenin kendisiyle konuşması, hademenin gelip poşeti kavramasıyla yerini sessizliğe bıraktı.