Yaşamak İçin Ölümü Beklemek
Peter Schreve / Dribbble

Yaşamak İçin Ölümü Beklemek

Yaşam ve ölüm genellikle birbirlerinin zıttı olarak kullanılan iki sözcük; biri genel olarak olumluyu diğeri olumsuzu yansıtan iki kelime. İnsan hayatı, yaşamı başlatan doğumla onu bitiren ölümle sonlanır. Sonlanır mı? O kısımdan emin değilim, daha önce hiç ölmedim. Ölmedim mi?

Herkes bir şekilde ölümle tanışıyor. Ama artık günümüzde onunla doğal yollarla buluşmaya olanak kalmadı. Bir hastalığa ya da kazaya kurban gitmemiz an meselesi. Her gün internette, televizyonlarda böyle onlarca insan hikayesiyle karşılaşıyoruz. Bu insanlarının hayallerinin gerçekleşmesi, geriye kalan kısa zamanlarını istedikleri gibi geçirebilmeleri için bir sürü insan seferber oluyor. Kimse olmasa da insan kendi için seferber oluyor. Boş şeyler için kaygılanmayı bırakıyor, başkalarının ondan beklentilerini bırakıyor; geri kalan kısa ömrünü kendi için yaşıyor.

[the_ad id=”1206″]

Biz şimdi hepimiz, hepimiz olmasa da çoğumuz, bu insanlar için üzülüyoruz. Bence durum tam tersi olmalı. Hastalığa yakalanmış olan insanlar ve çevreleri için çok üzücü bir şey keşke olmasıydı… Ama olmasaydı hayatının son fakat en güzel günlerini geçirebilecek miydi? Buna ne kendi aklı ne çevresi izin verecek miydi? Yanlış anlaşılmasın bu yazının amacı kesinlikle hasta olanlar ne şanslı aman üzülmeyi bıraksınlar falan değil. Bu yazının anlatmak istediği; bizim gerçekten yaşamak için ölmeyi beklemek zorunda oluşumuz. Neden hayalimizi gerçekleştirmek için ölüm tarihimizin yakın ve belli olması gerekiyor? Neden başkalarının bize direttiği şeyleri reddetmek için, minicik fani şeyleri kafamıza takmamak için ölmemiz gerekiyor?

Haydi bırakalım okulu, işi, diğer insanları; kafamızın dikine gidelim değil bunun çözümü. Her özgürlük gibi bu özgürleşmenin de bir bedeli olacaktır elbet. Hayalleri yaşamanın bedeli ya dışlanmak ya belli maddi vazgeçişler gerektirecektir. Burada da ihtiyacımız olan şey bu vazgeçişler elde edeceklerime değecek mi sorusunun cevabını içimize sindirmek ve biraz cesaret. Vazgeçmek için de cesaret gerekiyor, standartların içinde kalıp kabullenmek de…

[the_ad id=”1206″]

Tanrıya inananlar için büyük soruların çoğu çoktan yanıtlanmıştır. Ama tanrı formülünü ha diye kabullenemeyen bizler için büyük yanıtlar değişmez Tanrı buyruğu değildir. Yeni koşullara ve buluşlara ayak uydururuz kendimizi. Eğilip bükülmez değiliz. Sevginin bir buyruk, inancın bir yargı olması gerekmez. Bizim işimiz kilisenin, devletin ve eğitim sistemimizin öğrettiklerinin tersini öğrenmek. Bizim işimiz bira içmek. Bizim işimiz savaşın canına okumak. Biz hayatın keyfini çıkarır, öyle güzel yaşarız ki ölüm bizi almaya geldiğinde tir tir titrer.

Charles Bukowski

Düşünceleriniz benim için çok önemli; bu yazı ya da herhangi başka bir konuda lütfen bana yazın. Hakkında kısmından iletişim bilgilerime ulaşabilirsiniz.