bates motel
A&E

Bates Motel Dizisi ve Söylemek İstedikleri [Spoiler İçerir]

Ah, bu dizi… Ah, bu oyuncular ve oyunculukları… Her açıdan dört dörtlük bir yapım olan Bates Motel, bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine başladığım bir diziydi. İlk sezonu bana göre o kadar güçlü olmasa da kendimi zorlayıp diziye devam etmem üzerine kendi kendime, “Bıraksaydım çok pişman olurdum.” dediğim bir prodüksiyon halini alan dizinin özellikle son sezonu hakkında biraz konuşmak istiyorum. Ayrıca istiyorum ki hâlâ izlememiş olanlar varsa dizi henüz Netflix‘teyken açıp izlesin.

Dizinin ana hatları hakkında sizi birazcık bilgilendirecek olursam Bates Motel, Alfred Hitchcock‘ın ’60 yapımlı Psycho (Sapık) filminde geçen olayların öncesini anlatan ve Robert Bloch‘un ’59 çıkışlı aynı isimli romanından alınan bir ABD dizisi. Ülkede bir kasabada bir otel açarak geçmiş yaşamlarında yaşadıkları sıkıntıları üzerilerinden atmaya çalışan birbirlerine aşırı derecede bağlı anne Norma ve oğul Norman Bates‘in hayatlarını anlatan dizide yok, yok. Korku, gerilim, dram, romantizm, suç, vb. ögelerin kurgulanarak sunulduğu yapımda ana karakter Norman’ın başından geçen olaylar, daha doğrusu başına ördüğü çoraplar, anlatılıyor. Psikolojik sorunları olan oğluyla baş etmeye çalışan Norman Bates ise bir yandan işletmesini ayakta tutabilmek için önüne çıkan engellerle uğraşırken bir yandan da sorunlu oğlunun davranışlarını öngörmeye çabalayarak başlarına dert açmasını önlemeye çalışıyor. Ama ne yazık ki 4 sezon boyunca ikincisinde pek başarılı olamıyor.

Dizi, toplam 5 sezon olmasına rağmen evet, 4 dedim çünkü Norma, oğluna beslediği yoğun sevgisi sebebiyle yine Norman yüzünden 4. sezonun sondan bir önceki bölümünde öldürülüyor. Fakat üzülmeyin, ben dizi boyunca Norma’yı canlandıran Vera Farmiga‘ya aşık olduğum için kadının diziden çıkmış olduğu korkusuyla oldukça üzülmüş ve sinirlenmiştim, çünkü oğlunun sorunlu davranışlar sergilediğini göz ardı etmesi sonucu Norman’ın kendisi ve annesi için hazırladığı intihar planından sağ çıkmayı başaramayan Norma, 5. sezonda da senaryoda yer almaya devam ediyor. Hatta ölmüş olduğunu biz izleyicilere neredeyse hiç hissettirmiyor. Norman sayesinde…

[the_ad id=”1206″]

Hepimiz farklı dozlarda birer Norman’ız

Dizinin belki de en heyecanlı kısmı 4 sezon sonra devreye giriyor. Çünkü artık son sezona geldiğimizde Norman’ın psikolojik rahatsızlığından dolayı annesine bunca zaman ne kadar da haksızlık ettiğini görebilme imkanına erişiyoruz. Norman, küçüklüğünden beri annesini o kadar seviyor ve annesine o kadar düşkün ki aslında Norman annesinin kendisi oluyor. Kafasında annesiyle yaşıyor, annesiyle konuşuyor hatta annesinin bir şeyler yaptığını zannediyor fakat aslında kendisi yapıyor. Annesi gibi davranarak dışarı çıkıyor, kulüplere gidiyor ya da eve gelen misafirleri karşılıyor. Norman’ı canlandıran Freddie Highmore da bunu öyle ustalıkla yansıtıyor ki gerçekten ağızları açık bırakıyor.

Dizinin özellikle son sezonunu izlediğim sırada kendimin de aslında düşük dozda bir Norman Bates olduğunu fark ettim. Hatta sadece ben değil, çevremdeki ya da çevrenizdeki çoğu insan, bu şekilde. Belki de siz de öylesiniz. Biz, evet, tam anlamıyla bir Norman değiliz çünkü onun gerçek bir psikolojik rahatsızlığı vardı ve 4. sezonda da kendisini bir klinikte görmüştük ama bazen biz de bilincimizi bir Norman gibi kontrol edemeyebiliyoruz. En basitinden, affetmek: Günler önce kendisine kızdığımız birini affetmeyerek aslında kendi kendimizi cezalandırıyoruz, o kişiyi Norman’ın annesini her daim yanında taşıması gibi biz de yanımızda taşıyoruz. Kendisine sinirlendiğimiz anı tekrar ve tekrar kendimize hatırlatarak onunla sayısız kavgalar etmeye devam ediyoruz. İşin ilginç tarafıysa onun bundan haberi olmuyor.

Yalan söylemek veya… Bir yalan bir başkasını ve o da bir başkasını doğururken kendimizi yalanlarla çevrelenmiş bir nevi simülasyon yaşamın içinde buluyoruz. Yalanlarımıza kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki Norman’ın annesini fiziksel olarak ölmüş olduğu halde yaşıyormuş gibi algılaması gibi biz de yalanlarımızın gerçeklerimiz olduğuna kendimizi inandırmaya zorluyoruz. Norman’la aramızdaki tek farksa onun gerçekten hasta ve çaresiz olduğu, bizimse neler yaptığımızın farkında olduğumuz.

Günlük hayattaki minik takıntılarımızı da başka bir Norman vakası şeklinde değerlendiriyorum. Herhangi bir şeye “takık” olduğum durumda hemen Norman’ın kafasında büyüttüklerinin hayatına nasıl zarar verdiğini hatırlıyorum. Her seferinde işe yaramasa da en azından o an, “Ben şu anda yine kuruntuya kapılıyorum.” diyebiliyorum. Bu da bana boş yere tasalandığımı hatırlatan bir es işareti oluyor. Ne yaptığımın farkında olmak için duruyorum. Sessizlik, insanın hissederek görmesine ve duymasına vesile olan yegâne öğretmen…

[the_ad id=”1206″]

Bu diziden bunları çıkarmak bir anormallik belirtisi mi bilmiyorum ama bildiğim bir kaç şey var: 1. Bates Motel, güzel bir diziydi. 2. Vera Farmiga çok güzel bir kadın. 3. En çok hangi dizide kimin rolünü oynamak isterdin diye sorulsaydım buna Bates Motel’deki Norman Bates cevabını verirdim. O kadar iyi canlandırılmış ki bu, rolün zorluğunu, ilginçliğini ve eğlenceli oluşunu daha da artırıyor bana göre. Son olarak, 4: Bilincimizi, yani kafamızın içindekileri kontrol edebilmek elimizde. Hayattaki en küçük problemleri devasa dertlermiş gibi algılarsak kendimizi bu tür yalanlara inandırır ve onları o şekilde görürüz. Hayattaki her durumda gelişmelerden kendimizi değil başkasını sorumlu tutarsak sürekli kızacak birilerimiz olur ve asla huzura erişemeyiz. Kendi hayatımızı büyük ölçüde sadece kendimizin değiştirebileceğini hatırlamamız ve bir şeyler yapmamız lazım geliyor. Eve farklı yollardan gitmek bile bazen insanın hayatını değiştirebiliyor ama bunun için önce, “Bugün eve farklı bir yoldan gideceğim.” demek gerekiyor.

Giphy / A&E
Daha Fazla İçerik
Mandela Etkisi Nedir ve Beynimiz Bizimle Nasıl Oynuyor
Mandela Etkisi Nedir ve Beynimiz Bizimle Nasıl Oynuyor