Renklerden Moru: Güzel Ama Buruk Bir Kitap Üzerine

Renklerden Moru: Güzel Ama Buruk Bir Kitap Üzerine

Her zaman ziyaret ettiğim sahafta cebimdeki 10 lirayla kitap alayım diye ikinci el kitaplar arasında gezindiğim bir gündü… Kapağının arkasında yazarı Alice Walker hakkında kısacık bir bilgiden başkası yazmıyordu, bir de Pulitzer Ödüllü olduğu…

Telefonumun şarjı çok azdı. Normalde yaptığım gibi otobüste müzik dinleyemiyordum, aldığım kitapları tek tek incelemeye başladım hemen oracıkta. Birkaçına bakıp poşete geri koydum. Öyle çok okuyamazdım, yol beni tutar hemen midem bulanırdı. Renklerden Moru‘na geldiğimde ilk bölümüne bakınadurdum. Kitap, mektuplar halinde yazılmıştı. Bir sayfa, iki sayfa derken duramadım. Midem bulanmaya başlamıştı. Her zamanki rahatsızlıktan mı yoksa ilk bölümlerdeki o küçük yaşta ne olduğunu bilemeden tecavüze uğrayan Celie’nin yaşadıklarını okumaktan mı özellikle bilemem. Eve döndüğümde başından ayrılamadım ve kitabı az önce bitirdim. Aldıktan iki gün sonra, sabaha karşı 4’te.

Kitabın konusu

Kitap; II. Dünya Savaşı öncesinde, aşağı yukarı 20 yıllık süreçte, siyahların Amerikasında geçiyor. Kitapta her biri ayrı ayrı harika kadın karakterlerin yanında gaddarlıklarının altında geleneklerle ezilmiş, güçlü gözüken erkekler görüyoruz. Değişip gelişen, bozulan kırılan; gerçekten insanlar, gerçek hisler. Baş karakter Celie’nin başından geçen çok kişisel bir hikaye olsa da (Celie’nin ağzından dinliyoruz bir günlük, bir mektup gibi olanları.) dönemin sosyal dengelerini anlamak için harika bir kitap. Yalnızca ırklar arası değil coğrafyalar arası, en temelinde kadın-erkek arasındaki bu sosyal düzen, daha yüz yıl bile önce değilken bize çok uzak geliyor. Ya da öyle gelmesini umuyorum.

Tüm bunların yanında varoluşu, gerçek sevgiyi ve inancı da sorgulayan ve bunu büyük bir samimiyetle yapan kitap, beni çok etkiledi. Ama hani olur ya, artık ne okursam okuyayım bunun gibisini okuyamayacağım hüznü kalır o muhteşem kitaplardan sonra insanın göğsünde, öyle etkilendim. Uzun süre yaşadığın yerden ayrılıkenki his gibi, gelecek hayali kurduğun insandan koparkenki his gibi… Güldüm, ağladım, bir şekilde sonuna geldim hem can atarak hem de istemeye istemeye. Ama geçiyor o his de, bilirsiniz. Yeni yuvalar bulunuyor, yeni insanlar seviliyor ve tabii yeni harika kitaplar okunuyor. Ama beni her etkileyen “kitabın” yeri de farklı kalıyor…

Renklerden Moru: Güzel Ama Buruk Bir Kitap Üzerine
sinematurk.com

Stephen Spielberg de 1985 yılında kitabı “Mor Yıllar” olarak filmi uyarlamış. En kısa zamanda onu da izlemek istiyorum.

Kitapta ana konu ve olayların yanında minik bir şekilde işlenen, Tanrı ve varoluş konuşmalarını sizin için yakaladım.

[the_ad id=”1206″]

Renklerden Moru’dan alıntılar

Açık söyle Celie, Tanrı’yı kilisede bulduğun oldu mu hiç? Ben bulamadım. Orada Tanrı’nın ortaya çıkacağını uman bir takım insanlar buldum olsa olsa. Girdiğim kilisede Tanrı varsa benimle birlikte gelmiştir yüzde yüz. Sanırım başkaları da Tanrı’yı yanlarında getiriyorlar. Gelen Tanrı’yı aramaya değil, Tanrı’yı paylaşmaya getiriyorlar.

~

S: Senin Tanrın ne mene bir şey, Celie?
C: Anlatayım: iri yarı, yaşlı, uzun boylu. Sakalı kır. Kendisi beyaz. Beyazlar giyiyor, yalınayak dolaşıyor.
S: Gözleri mavi mi?
C: Kül rengine kaçan mavi. Soğuk. Ama çok iri. Kirpikleri de beyaz.
(…)
S: Ben o sakallı beyaz ihtiyarı bıraktığımda, Tanrı diye ağaçlara sarıldım önce. Sonra havaya… Kuşlara… Ardından başka insanlara… Derken, bir gün öksüz bir çocuk gibi oturup içlenirken kafama dank etti birden. Ben her şeyin bir parçasıyım dedim kendi kendime. Ayrı bir yaratık değilim. Öyle bir duygu yayıldı içime. Öyle bir duygu ki bir ağacın dalını kırsam kolumun kanayacağını biliyordum. Hem ağladım hem güldüm, evin çevresinde koşup durdum. ”

~

S: (…) Bak dinle, senin sevdiğin her şeyi Tanrı da sever. Senin sevmediğin bir sürü şeyi de sever. Ama her şeyden çok övülmeyi sever.
C: Kendini beğenmiş biri midir yani?
S: Hayır. Kendini beğenmiş değildir ama iyinin güzel paylaşılmasını ister. Sen bir yerinde mor çiçekler olan tarlanın yanından geçer, hiçbir şey göremezsen Tanrı kızar bence. O yarattı sonuçta, Tanrı’nın hoşuna gidenden hoşlanmakla da onu övmüş olursun.
C: Kızınca ne yapar peki?
S: Hiiç. Oturur başka bir şeyler yapar. İnsanlar sanıyorlar ki Tanrı hep hoşnut edilmek ister, bir tek buna önem verir. Oysa birazcık kafa çalıştırsalar onun da habire bizi hoşnut etmeye çalıştığını görebilirler.”

[the_ad id=”1206″]

Gel gör ki benim aklım karıştı. O sakallı beyazı kafamdan atmaya çabalıyorum. Hep onu düşünmekten Tanrı’nın yarattığı şeyleri doğru dürüst fark etmemişim şimdiye kadar. Ne bir mısır koçanı (Onu nasıl yapıyor acaba?) ne mor denen rengi (Nereden gelir o renk?) ne kır çiçeklerini… Hiçbir şeyi…

~

Her kötülük insandan diyor Shug. Her şeyi bozan o. Her yerde onu görüyorsun. Yediğin yemeğin üstünde, radyodan bile o çıkıyor. Her yerde birden olduğuna inandırmaya çalışıyor seni. Değil oysa. Dua ettiğinde duanın bir ucuna insan soyundan biri gelir de yerleşirse, defol git de ona. Shug diyor bunu. Çiçekleri düşün diyor, sabah yelini, suları, iri iri kayları düşün, güzel düzgün taşları…
Ama kolay değil. İnsan, Tanrı yerine öyle eskiden yerleşmiş ki gitmek istemiyor. Yıldırımlar yağdırırım diye göz dağı veriyor. Taşkınlar yollar, depremler yaparım.

~

A: (…) Hallerini görünce benim taş yüreğim bile sızladı.
C: Yüreğinin taş olduğunu biliyorsan sandığın kadar sert değil demektir.
A: Her neyse, böyle başladı işte. Bilirsin insan kendine soru sordu mu gerisi gelir artık. Bir soru bir soru daha derken iyice dalarsın. Ben de neden sevgiye gerek duyuyoruz diye sordum önce. Ardından neden acı çekiyoruz diye düşündüm. Neden kara renkliyiz? Neden yarımız kadın yarımız erkek? Bir baktım hiçbir şey bilmiyormuşum. Bir de şunu anladım ki neden buradayım diye sormadıkça neden kadınım ya da neden karayım yahut neden şöyleyim diye sormanın hiçbir anlamı yok.
C: Peki, neden buradayız dersin? Neden varolmuşuz?
A: Bence düşünelim diye. Düşünelim, merak edelim, soralım diye. Ben düşündükçe yüreğimdeki sevgi de çoğaldı.”

~

Bana kalırsa Tanrı her yerde. Her şeyin içinde. Gelmiş gelecek ne varsa. Böyle düşünebilirsen, böyle düşündükçe mutlu olabilirsen Tanrıyı buldun demektir.

Daha Fazla İçerik
Kirle Bütünleşen Kutsiyet: Ganj Nehri’ndeki Kirlilik
Kirle Bütünleşen Kutsiyet: Ganj Nehri’ndeki Kirlilik