Popüler

Sıfatlar Psikolojinizin Düşmanıdır

Sıfatlar Psikolojinizin Düşmanıdır
Daniel Talavera / Dribbble

İnsanlarla konuşurken hatta kendi kendimize bile konuşurken cümlelerimiz içinde çokça sıfat kullanıyoruz. Bunu yapmamızın aşırı mantıklı bir sebebi var çünkü değindiğimiz isimleri her bakımdan karşı tarafa veya kendimize daha net anlatmamıza yardım eden en bariz dil yardımcıları, sıfatlar. Fakat sıfatlar, çoğu zaman kullanıcılarına yol gösterme görevi taşısa da aslında daha önemli ve bence gözden kaçırılmaması gereken başka bir yeteneğe de sahip: kişisel algılamaya yönlendirme…

Sıfatlar, aslında tamı tamına bizim olmayan her şeyi bizimmiş gibi lanse ederek anlatmamıza izin veriyor ve aslında bizi bir bakıma büyülüyor: Kötü bir gün, iyi bir arkadaş, asık surat, cahil kesim, başıboş hayvan, tehlikeli insan… Ayrıca önündeki sıfata odaklanarak nitelediği veya belirttiği ismi çoğu zaman görmezden gelebiliyoruz da. “Kötü bir gün geçirdim.” diyerek yaşadığımız o yirmi dört saatten kısa bir zamanı tamamen bizim malımızmış gibi kişiselleştiriyor ve aslında kendi kendimizin moralini bozuyoruz. Kötü bir gün kalıbındaki en değerli elemanı, günü, kendisi gibi kabul edebilsek gerçekten kötü bir gün geçirmiş olsak bile o gün kötü geçirilmiş olan zaman dilimini yarın sabah çok daha iyi geçirebileceğimiz gerçeğini aklımızdan kolay kolay çıkaramazdık belki de.

Ya da iyi bir arkadaşa “iyi” sıfatını yapıştırarak kendimizi onun sürekli bizim iyi bir arkadaşımız olduğuna inandırmasak o arkadaş doğası gereği zamanı geldiğinde bize herhangi bir kötülük yapacaksa bile büyünün bozulduğu anki şok anından daha olgun bir şekilde çıkabilecektik. Çünkü o, sadece bir arkadaş. Yani bir insan.

[the_ad id=”1206″]

Her olayı kişisel algılamaktan vazgeçmenin yolu

Sizinle paylaştıklarımı profesyonel bir tavsiye olarak aktaramamakla birlikte sıfatların bizim her olayı kişisel olarak algılamamıza neden olduğuna değinmek istiyorum bir de. “Ne eski bir telefonun var!” yorumunu aldığımızda o lanet “eski” sıfatı yüzünden olayı o kadar kişiselleştiriyoruz ki birden başlıyoruz neden doğdum ki ben sövmelerine, neden bana bu telefonu layık görecek bir aileye sahibim şeklindeki içerlenmelere ve sonunda belki 3-4 gün hatta bir hafta mutsuz geziyoruz. Ama o süre boyunca yine o telefon aracılığıyla iletişim kuruyoruz. Çünkü o bir telefon. Ona herhangi bir sıfat iliştirmeye ya da onun kişilik hakkında herhangi bir ipucu verdiğine kendimizi inandırmamıza gerek yok. İletişim kuruyoruz derken, eğer telefonu sinirlenip kırmadıysak tabii. O zaman hem mutsuz hem de telefonsuz kalıyoruz.

Sıfat kullanmadan yaşayamayız, konuşamayız falan filan. Bizi başkalarına çok ilgili kılan ve kendi işimize bakmamızı engelleyen sıfatları aslında kendimiz bloklamamız gerekiyor. Olumlu sıfatlar bile olsa, kendisine getirilen isme o sıfatla bağlı kalmamamız ve onu sadece o olduğu için kabul etmemiz buradaki ana fikir. Olumsuz olanları ise bloklamak daha kolay. Hem olumsuz eleştiri aldığınızda bile başkaları veya kendiniz tarafından tekrar ve tekrar fark ediliyorsunuz, bu güzel bir şey değil mi? Maddesel olarak oradasınız, varlığınız biliniyor, silik değilsiniz. Zaten hayat biraz da bu demek değil mi?

Hiçbir olumsuz sıfatın moralinizi bozmasına ayrıca hiçbir olumlu sıfatın da sizi kandırmasına izin vermeyin. Her şeyi olduğu gibi kabul edin. Günlük hayatınızda sıfatlardan kaçınarak konuşmaya veya beyninizde sizinle alakalı olsun olmasın duyduğunuz sıfatları bloklayarak dinlemeye çalışın. İnanın, her şey daha basitleşecek. Ön yargılarınız törpülenecek. Herkesin “o kişi çok kötü” diyerek dışladığı bir insanı bile ona kendisine iliştirilen sıfatlardan arındırarak, onun hakkında daha objektif araştırmalar yaparak yaklaştığınızda aslında öyle biri olmadığının farkına varma olasılığınız bile mevcut. Tabii, yine dikkatli olmakta da fayda yok değil.

Daha Fazla İçerik
Yılda En Az 100 Kitap Okuyabilmek Mümkün
Yılda En Az 100 Kitap Okuyabilmek Mümkün